onsuzluk
Gece yatakta dönerken sızan kokusu burnuna gelip duruyor uyurken. Açıyorsun aniden gözlerini yaşlardan aralayıp. Uyurkenki halini özlüyorsun, seni hiç kırmayan halini. Özlemek belki de bir gece yarısı uykudan uyanıp tartıştığın adamın söylediklerinde gizli: “Özlemek bencillik işi…”
Onu bencilliklerinden dolayı terk ettiğini hatırlayıp olanca bencilliğinle özlüyorsun işte onu. Rüyalarındaki karelerle geçiriyorsun gününü. Ağlamak bile yavan geliyor o yanında olmadığında. Gülümsemen eksik. Kahkahaların onsuz. Artık hiçbir şey onunla beraberken olduğu gibi sonsuz değil. Her şey işte onsuz.
Omursuz gibi devam ediyorsun hayatına. Belkemiğini yitirmişsin gibi. Engellisin, özürlü tek taraflı. Karşındakinden bir özür bekleyip sıkıca sarılmayı özlerken özürsüz kalıverirsin işte ortalık yerinde İstanbul’un. Artık her köşesinde gözünün onu aradığı şehirde onsuz yalnız hissedersin kendini. Tüm kalabalığa karşı insanlar içinde yalnız olmak klişesinin nereden çıktığını, insanları neden bu kadar etkilediğini anlayıverirsin bir gün.
Onu sonsuza kadar içinden söküp atmanı sağlayacağın günlerin ilkini yaşarsın. Onsuz olmanın, özlem krizlerinin ilkini. Hayattaki önceliğini kaybetmişin gibi hissedersin kendini, öyle yavan. Bir kuru ekmek gibi kalırsın, hayata kattığın lezzet olan katığını kaybetmiş gibi.
Kalıverirsin işte öylece bir özlem krizinde onsuz.
içeridekiler ve kaçırılan hayatlar…
Yarın Balyoz davası kapsamında tutuklu bulunan amirallerden birinin kızı evleniyor. Görüş günü dışında bir güne denk geldiği için, büyük uğraşlar sonucunda her ne kadar son anda belli olsa da, nikahtan sonra gelinliğiyle cezaevine gidip babasını görebilmesi için izin çıkmış. Bu haber müjde ile karşılanıyor tüm yakınlarının çevresinde. İznin çıktığı haberi geldiğinde, ilk başta anlam veremedim, babası haksız nedenlerle hapis tutulan bir kadın evlenebilir mi diye. Ancak daha sonra öğrendim ki her duruşma ile içlerde açılan umut çiçekleriyle beraber ertelenmiş bir nikah bu. En sonunda baba, onu beklemeden evlenmeleri için ısrar ediyor, beklemeleri halinde hiç evlenemeyecekleri ihtimalini hesaba katarak belki, haksızlıklar sonucu kayıplara uğradığı hayatı için kızının hayatından geri kalmasını istemediğinden belki de. Sadece her şeyi, her detayı kameraya çekmelerini istiyor.
Gelin şanslılardan biri, babası onu evlenirken göremese de, o, nikahtan hemen sonra misafirlerini bırakıp koştur koştur Tuzla’dan Hasdal’a babasının elini öpmeye gidecek. Babası kızını gelinlikle görecek, damadına mutlu olmalarını, birbirlerine iyi bakmalarını söyleyecek. Nikahı soracak, nasıl geçti diyecek. Gelinle damat akıllarında kalan detaylarla anlatmaya çalışacaklar, tek bir şey söylenemeyecek, tüm yakınlarının arayan, anan ve özleyen hüzünlü gözleri.
Peki ya diğerleri? Peki ya hayatlarındaki en değerlilerinin bir daha tekrarlanmayacak zamanlarını onlardan uzak geçirenler?
Haksız sebeplerden hatta sebebi pek net olmadan tutuklanmış, adalet dışı yargılamalara maruz daha bir çok insan var orada. Tutuklu bulunan baba, eş, sevgililerin bir daha yaşayamayacakları anları ellerinden almaya kimin ne hakkı var?
Çocuğunun doğumunu, okula gidişini, kızının evlendiğini, annesinin hastalandığını göremeyen, eşi vefat ettiğinde yanında olamayan insanlar var içeride. Ve inanın onlar hala daha dışarıdakilere moral veriyorlar. Her görüş gününde, her duruşmada insanlara güçlü olmaları gerektiğini söylüyor, absürd traji-komik mahkemelerden sağlam sinirlerle çıkabiliyorlar.
Hani sizler Allah’a, kitaba, dine inandığınızı söylüyorsunuz ya, bakın ne diyeceğim: Bütün bunlar ne için yaratılmıştır bilir misiniz? İnsanların vicdan sahibi olmalarını sağlamak için. Vicdan… Bir bakın bakalım içerilerinize hırs ve haksızlık dışında bu kelimeye rastlayabilecek misiniz…
turgut uyar- acının coğrafyası
kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır
çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi
artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir
kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek
kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın
artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını
biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır
çok üşümek bir kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın bir kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde bir kalır yabancı yataklarda o oteller o çok yalınç gerçekli gelip gitmeler bir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
urban içinde üşüyüp üşüyüp kaldığımızın
uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça
meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
bir kalır yılgın adamların hep “evet” dedikleri
üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız
bir kalır uzun kitaplarda anısı çok üşüdüğümüzün
yemin krizi açıklamaları…
İlk gününden itibaren bizlere ulaşmasına izin verilen açıklamaları bir inceleyeyim dedim, lakin ne göreyim, tutturaklı bir söylem her açıklamada hakim. O entellektüel politik dil, o siyaset bilimi dehasından çıkma cümleler her açıklamada hakim.
25.06.2011 Cumartesi
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 18. Olağan Genel Kurulu
“Buradan bütün muhalefete, medyaya herkese sesleniyorum, birbirimizi tamamlayarak en geniş katılımla bir yeni anayasa hazırlayalım. “ RTE
“Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi, gerekmez mi? Demokrasi bu mu? Eğer demokrasiden söz ediyorsak karşıt düşünceleri dinleme tahammülümüzün olması gerekir. “ KK
28.06.2011
Erdoğan, CHP’nin tutuklu milletvekillerinin durumu nedeniyle yemin etmeyeceğinin ve “hükümetten somut adım beklendiğinin” söylenmesi üzerine, “Onlar önce tekliflerini ortaya koysunlar sonra biz söyleyelim” diye konuştu.
30.06.2011
Başbakan Erdoğan, yeni yasama döneminin ilk toplantısında TBMM’de yemin etmeyen CHP’ye yüklendi: Bu ana muhalefetin tarihine kara leke olarak geçmiştir. CHP ontolojik sorunlar içerisinde. Dün sandığı bugün Meclis’i boykot ettiler. Muhalefet ister gelsin ister gelmesin, parlamentonun çalışmasına mani bir hal yok.
03.07.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Gel işte şu anda millet sana ne dedi? ‘Git mecliste çalış’ dedi, ‘Yine turist olarak dolaş’ demedi”dedi.
04.07.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP ile bir konsensüs, ortak akıl oluşturmaları durumunda Anayasa çalışmaları konusunda verdikleri sözü yerine getirebileceklerini belirterek, “CHP’nin anamuhalefet partisi olması hasebiyle bu çalışmaların içinde bulunması en büyük arzumuzdur” dedi.
07.04.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CemilÇiçek ile gerçekleştirdiği ikili görüşme sonrasında yaptığı “teminat verirlerse yemin ederiz” açıklamasına “Yargı teminat veriyorsa buyursunlar alsınlar. Bizim teminat vermeye yetkimiz yok” şeklinde cevap verdi.
09.07.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan her meselenin çözüm yerinin TBMM olduğunu söyleyerek “TBMM’ye gelmeyenler, gelip de yemin etmeyenler ne sorundan şikayet edebilir ne de çözümden bahsedebilirler. Bu konuda son derece iyi niyet içindeyiz. Meclis’i bu şekilde çalıştırmak da mümkün, biz zaten bunu yapıyoruz. Ama, muhalefetin olmadığı bir Meclis’i, böyle bir demokrasiyi sağlıksız buluyoruz ve iyi niyetle muhalefeti sorumluluk almaya davet ediyoruz” dedi.